Mevlid gecesi
Sual: Mevlid nedir, bid’at midir?
CEVAP
Mevlid, doğum zamanı demektir. Mevlid gecesi, Rebiul-evvel ayının 11. ve 12. günleri arasındaki gecedir. Peygamber efendimizin doğum günü, bütün Müslümanların bayramıdır.
Resulullah dünyaya gelince, amcası Ebu Leheb’in cariyesi Süveybe, (Kardeşin Abdullah’ın oğlu oldu) diyerek kendisine müjde getirince, sevinmişti. (Ona süt vermek şartıyla, seni azat ettim) demişti. Bunun için, Ebu Leheb’in, her mevlid gecesinde, azabı biraz hafifler. Mevlid gecesi sevinen, o geceye kıymet veren müminler pek çok sevab kazanır. Hâfız Muhammed ibni Cezeri Şafii diyor ki: (Ebu Leheb’e rüyada hali sorulduğunda, çok azap çekiyorum. Ancak, Resulullahın dünyaya gelişini müjdeleyen cariyemi sevincimden azat ettiğim için, her yıl, Rebiul-evvel ayının 12. geceleri, azabım hafifliyor) dedi. Ebu Leheb gibi azgın bir kâfirin azabı hafifleyince, O yüce Peygamberin ümmetinden olan bir mümin, Onun doğduğu gece sevinir, malını uygun yerlere dağıtır, ziyafet verir, böylece, Peygamberine olan sevgisini gösterirse, Allahü teâlâ onu Cennetine sokar. (M. Nasihat)
Resulullah efendimiz, mevlid gecelerinde Eshab-ı kirama ziyafet verir, dünyayı teşrifindeki ve çocukluk zamanındaki şeyleri anlatırdı. Hazret-i Ebu Bekir de, halifeyken, Eshab-ı kiramı toplar, Resulullah efendimizin doğumundaki olağanüstü hâlleri konuşurlardı. Bu gece, Resulullahın doğum zamanında görülen hâlleri, mucizeleri okumak, dinlemek, öğrenmek çok sevaptır. Bugün veya ertesi gün oruç tutmakta mahzur yoktur. Tutmak iyi olur, sevab olur. İslam âlimleri mevlid gecesine çok önem vermişlerdir. Hazret-i Mevlana, (Mevlid okunan yerden belalar gider) buyurmuştur. Mevlid gecesi, Kadir gecesinden sonra en kıymetli gecedir. Hatta Mevlid gecesi Kadir gecesinden de kıymetlidir diyen âlimler de vardır.
El-mukni, el-miyar ve Tenvir-ül-kulub kitaplarında Mevlid gecesinin Kadir gecesinden kıymetli olduğu bildiriliyor. (Ed-dürer-ül-mesun)
(Allah, bir kimseye söz ve yazı sanatı ihsan ederse, Resulullahı övsün, düşmanlarını kötülesin) hadis-i şerifine uyularak, asırlardır mevlid kitapları yazılmış ve okunmuştur. Resulullah efendimizi öven çeşitli mevlid kasideleri vardır. Meşhur olan ve Türkiye’de her zaman okunan Mevlid kasidesini Süleyman Çelebi, 15. asırda yazmıştır. Bunların asr-ı saadetten sonra yazılması, bid’at olmasını gerektirmez. Çünkü Resulullahı övmek ibadettir. Her zaman Onu övücü kasideler, yazılar yazılabilir. Onları da okumak bid’at değil, sevap olur. Mevlid-i şerif okumak, Resulullahın dünyaya gelişini, miracını ve hayatını anlatmak, Onu hatırlamak, Onu övmek demektir. Her müminin, imanı gereği Resulullahı çok sevmesi gerekir. Çok sevmek kâmil müminin alametidir. Buhari’deki hadis-i şerifte, (Beni ana baba, evlat ve herkesten daha çok sevmeyen, mümin olamaz) buyuruldu. Mevlid okumak değil, mevlidde dine aykırı şeyler yapmak günahtır.
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Bir şeyi çok seven, elbette onu çok anar.) [Deylemi] (Resulullahı seven de onu çok anar.)
(Peygamberleri anmak, hatırlamak ibadettir.) [Deylemi] (Bu ibadeti, şiir olarak söylemek daha tesirli olur. Resulullah efendimizin şairleri, camide, Resulullahı öven ve kâfirleri kahreden şiirler okurlardı.)
Bunlardan Hassan bin Sabit hazretlerinin şiirlerini çok beğenirdi. Resulullah sallallahü aleyhi ve sellem, mescide bu şair için bir minber koydurdu. Hassan bin Sabit hazretleri minbere çıkar, düşmanları kötüler, Resulullahı överdi. Resulullah efendimiz de buyurdu ki:
(Hassanın sözleri, düşmanlara ok yarasından daha tesirlidir.) [M. Nasihat]
Bu husustaki hadis-i şeriflerden ikisi de şöyle:
(Allahü teâlâ, Resulünü övmek ve müdafaa etmek hususunda Hassanı, Ruh-ül-kuds [Cebrail aleyhisselam] ile takviye etmektedir.) [Buhari]
Peygamber efendimiz, şairin söylediği şiiri beğenip (Dişlerin dökülmesin) diye dua etmiştir. (Hakim)
Şiir hakkında hadis-i şeriflerden birkaçı da şöyle:
(Şiir, öyle bir sözdür ki, güzeli daha güzel, çirkini daha çirkindir.) [Buhari]
(Büyüleyici sözler gibi, hikmetli şiirler de vardır.) [Ebu Davud]
(Bazı şiirler elbette apaçık bir hikmettir.) [Buhari]
Vehhabiler, mezhepsizler, Resulullah efendimizi öven ve ondan şefaat isteyen Müslümanlara müşrik damgasını basıyorlar. Bunu açıkça söyleyemedikleri için, mevlide bid’at diyorlar. Resulullahı övmek bid’at olmaz. Bu övgüden ancak, Allah’ı ve Resulünü sevmeyen rahatsız olur; çünkü Allahü teâlâ Onu övmektedir. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Biz seni âlemlere rahmet olarak gönderdik.) [Enbiya 107]
(Biz seni bütün insanlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik.) [Sebe 28]
(Senin için bitmeyen, sonsuz ecir vardır. Elbette sen, en büyük ahlak üzeresin.) [Kalem 3-4]
Rabbin sana [çok nimet] verecek, sen de razı olacaksın!) [Duha 5]
(Allah ve melekleri, Nebiye salevat getiriyor, iman edenler, siz de salevat getirin.) [Ahzab 56]
Erkek kadın karışık olmadan, çalgı ve başka haram karıştırmadan, Allah rızası için mevlid okumak, salevat-ı şerife getirmek, tatlı şeyler yedirip içirmek, hayrat ve hasenat yapmak, böylece, Mevlid gecesinin şükrünü yerine getirmek müstehabdır. (Nimet-ül kübrâ, Hadika, M. Nasihat)
Doğum gününe önem vermeyi hıristiyanlar, müslümanlardan öğrenip almışlardır.
Mevlid okumanın kıymetli bir ibadet olduğunu bildirmek için İslam âlimleri çeşitli dillerde kitaplar yazmışlardır. Bunlardan on tanesi, Keşf-üz-zünunda bildirilmektedir.
İbni Hacer-i Hiytemi hazretlerinin En-Nimet-ül-kübra isimli mevlid kitabı ile imam-ı Süyuti hazretlerinin Erreddü ala men enkere kıraetel mevlid-in-Nebi kitabı meşhurdur.
Resulullah efendimizi çok övmek, mahlûkların en üstünde olduğunu söylemek, Allahü teâlânın, sevgili Peygamberine verdiği üstünlükleri saymak ve Ondan şefaat istemek, büyük ibadettir. Buna karşı koymak, koyu bir cahillik, pek çirkin bir inattır. Resulullahı övmek, anmak lazım geldiğine delil olarak, Ahzab suresinin (Allah ve melekleri, Nebiye salevat getiriyor, iman edenler, siz de salevat getirin) mealindeki 56.âyet-i kerimesi yetmez mi?
İslam âlimleri buyuruyor ki:
Mevlid gecelerinde toplanarak, mevlid kasidesi okumak, tatlı şeyler yedirip içirmek, hayrat ve hasenat yapmak, böylece, o gecenin şükrünü yerine getirmek müstehaptır. Salihlere elbise ve benzeri hediye vermek, bu geceye hürmet etmek olur. Bunları Allah rızası için yapmak çok sevap olur. (İbni Battal maliki)
Mevlid cemiyetinde, salihleri toplayıp, salevat okumak, fakirleri doyurmak, her zaman sevaptır. Fakat, bunlara çalgı gibi haram karıştırmak büyük günah olur. (Allame Zahirüddin bin Cafer)
Mevlid cemiyetinde, sadaka, hediye vermek, neşe ve sevinç göstermek, haram karıştırmadan mevlid kasidesi okutmak çok sevap olur. (Allame Nasirüddin)
Haram şeyler karıştırmadan mevlid cemiyeti yapmak müstehaptır. (S.ibni Mace şerhi)
Pazarlık etmeden, sırf Allah rızası için hatim veya mevlid okuyan hâfızın, okutanın verdiği hediyeyi alması caiz olur. Kur'an okuyup hediye almayı meslek haline getirmemelidir! Zira âdet haline gelen hediye, şart edilen ücret gibidir. (Dürr-ül muhtar)
Ücretle okunan Kur'andan ölüye sevap hasıl olmaz. (Hidaye)
Mevlid okuturken günah işlemek
Sual: S. Ebediyye’de, Mektubat-ı Rabbani’den alınan bir mektupta, (Zamanımızın Müslümanları, farzları bırakıp, nafile ibadetlere sarılıyor. Nafile ibadetleri yapmaya [mesela, kadın erkek karışık olarak mevlid okutmaya, cami yapmaya, sadaka ve hayrat yapmaya] ehemmiyet verip, farzları hafif ve ehemmiyetsiz görüyorlar) deniyor. Kadın erkek karışık mevlid okutmak günah iken, niye nafile ibadetler arasında sayılıyor?
CEVAP
Nafile ibadetler arasında sayılmıyor. S. Ebediyye’nin birçok yerinde, kadın erkek karışık mevlid okumanın günah olduğu bildiriliyor. Burada, farzın önemi anlatılırken, mevlid okutmanın nafile ibadet olduğu bildiriliyor. Farzı bırakıp nafileyle meşgul olmanın yanlışlığı açıklanırken, üstelik bir de kadın erkek karışık yapılarak, haram karıştırıldığı vurgulanıyor. Yani haram işlenmeye nafile ibadet denmiyor.
Sual: Mevliddeki (Habibim sana aşık olmuşam) ifadesi caiz mi?
CEVAP
Evet. Şimdi nefsin şehvani arzularına aşk deniyor. Dinde ise, fazla sevgiye denir.
Sual: Kadın kadına mevlid okur mu?
CEVAP
Evet. Erkekler duyarsa caiz değildir.
Sual: Mevlidde (Doğdu ol saatte...) denirken ayağa kalkılır mı?
CEVAP
Mahzuru olmaz.
Sual: Yılbaşı gecesi, toplanıp mevlid okumak uygun mu?
CEVAP
Uygun değil. Bu gecede de, her gece ne yapılıyorsa aynı şeyler yapmalı, farklı bir şey yapmamalı.
Sual: Mevlid münasebetiyle Peygamber aşırı övüldü. “O da bir beşer [insan] idi, Kur’anı getirmekle görevi bitti. Aşırı övmek şirk değil mi?
CEVAP
O, ilah değildi, elbette beşer idi, ama “Seyyid-ül-beşer” idi, bütün insanların efendisi idi. Hiç kimse Onu Allahü teâlânın övdüğü kadar övemez. Bu övgüden de ancak başka dinde olan rahatsız olur.
Hatırlatma: Bazı Hıristiyan fırkaları, doğum günü kutlamazlar. Doğum günü kutlamasına yaratıklara tapınmak derler. Selefiyeciler de doğum günü olan mevlidi bid’at sayar, Peygambere tapmak derler. Bunların, Hıristiyanlarla bu benzer inanışlarında bir sebep olması gerekir.
Sual: İslamiyet’in emretmediği bir şeyi ibadet olarak, sevab kazanmak niyetiyle yapmak bid’at olduğunu göre, mevlid okumak bid’at değil midir?
CEVAP
Hadis-i şerifte, (Beni övmek ibadettir) buyuruluyor. Resulullahı övmek, bid’at değil ibadettir. Mevlid kandilinde, Peygamber efendimizin doğum zamanlarında görülen halleri, mucizeleri okumak, dinlemek çok sevabdır. Kendisi de anlatırdı. Eshab-ı kiram da bir yere toplanıp, okurlar ve birbirlerine anlatırlardı.
Mevlid okunurken bid’atler işlenmesi, mevlidi ibadet olmaktan çıkarmaz. Bugünkü şekliyle yapılan Mevlid cemiyetlerinin çoğu bid’attir. Kadın erkek karışık oluyor, hatta teganni yapılıyor. Mevlide Kur’an-ı kerimden daha çok öncelik tanınabiliyor. Çalgı eşliğinde okuyanlar da var. Bunları ibadet olarak görmek yanlıştır. Bu yanlışlara bid’at denecek yerde, mevlidin aslına bid’at demek yanlış olur.
Nitekim devir-iskat işine de bid’at diyenler oluyor. Bugünkü yapılış şekli uygun değil diye, devir-iskat yapmaya bid’at denemez.
Mevlide bid’at diyenler, (Bugünkü mevlidlere çok bid’at karıştırılıyor) deseler doğru olur, ama Vehhabiler işin aslını inkâr ediyorlar. Peygamber efendimizin övülmesine tahammül edemiyorlar.
Kişiye parmak izi kadar özel diyet programıyla başladığım ve devam eden serüvenimi anlattığım kişisel bloğum
kandil tebriği etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kandil tebriği etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
3 Şub 2012
28 Haz 2011
Kandil Tebriği : Mirac Kandili
Bugün Receb-i şerîfin yirmialtısı, yarın da yirmiyedisidir. Bu gece yirmiyedinci gecesi oluyor. Günü de yarın oluyor.Peygamber efendimizin “aleyhissalâtü vesselâm” Mekke-i mükerremeden Kudüse, (İsrâ sûresinde açıkça bildiriliyor) Kudüsden de yedi kat göklere götürüldüğü bir gecedir. Peygamber efendimizin “aleyhissalâtü vesselâm” nübüvveti yirmiüç sene sürdü. Bunun onüç senesi Mekke-i mükerremede oldu ve bu onüç sene sıkıntının akabinde Medîne-i münevvereye hicret edince fevc fevc gelmeye başladı. Medîneye hicret ettikden sonra, Mekkenin fethine onbin müslimân ile gelindi. İşte Mekke-i mükerremede bu sıkıntılı dönemlerde hanımı hazret-i Hadîce “radıyallahü anhâ” âhırete intikâl etmiş, amcası Ebû Tâlib âhırete intikâl etmiş, (o zaman îmân etmese bile Peygamber efendimize destek vermeye devam ediyordu). Peygamber efendimiz Tâife gitmiş, bir ay veya daha fazla orada kalmış. Hiç kimse îmân etmedi. Dalga geçtiler, alay ettiler, taşladılar, yuhâladılar. Herhangi bir yerde de kalması zorlaşmışdı. Amcası Ebû Tâlibin kızı Ümm-i hânînin evine gitti. Misâfir geldim, kabûl eder misiniz? buyurdu. Ümm-i hânî tanıyor. (Böyle bir şerefli misâfiri kim kabul etmez ki? Ama, geleceğinizi önceden bildirseydiniz, birşeyler hâzırlardım) dedi. Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” efendimiz, (Yiyecek, içecek gözümde yok. İstirâhat, ibâdet edecek bir yer tahsîs ederseniz) buyurdu. Bir oda gösterdiler. Hatta bir leğen de getirdiler. Peygamber efendimiz abdestini tazeleyip biraz ibâdet yaptıktan sonra yorgun olması sebebi ile hasırın üzerine uyuyuveriyor. O anda Allahü teâlâ, Cebrâîl aleyhisselâma: Habîbimi çok üzdüm. Bu rağmen, bana yalvarıyor. Benden başka, herhangi bir kapıya dönmüyor. Habîbimi ben tesellî edeceğim. Yaralı gönlüne ben sürûr vereceğim. Git! Selâmımı söyle, al getir! Ona îmân edenlere hâzırladığım ni’metleri, Onu inkâr eden, alay edenlere de hâzırladığım azâbları görsün. Cebrâîl “aleyhisselâm”, bir ânda Peygamber efendimizin bulunduğu odaya geldi. Uyuyordu. Uyandırmaya kıyamadı ve ayağının altını öpdü. Uyandırdı. Cebrâîl aleyhisselâmı görünce, (Ey Cebrâîl kardeşim! Bir hatâ mı etdim, Rabbimi gücendirecek bir hareketde mi bulundum? Bu ansızın, gece yarısı geliş sebebin nedir?).
Cebrâîl “aleyhisselâm”: Ey âlemlerin sevgilisi! Allahü teâlâ sana selâm ediyor. Sana ve sana îmân edenlere hâzırlanan ni’metleri görmeni, seni inkâr edenlere hâzırlanan azâbları görmeni Rabbin murâd etdi. Ve bir anda Kâ’be-i muazzamaya geldi ve orada ameliyat oldu. Göğsü yarıldı. (Enes bin Mâlik hazretleri ameliyat izi olduğunu gördüm buyuruyor). Burak ismindeki hayvana binip, bir anda Kudüse geldiler. Orada daha önceki Peygamberin rûhâniyyetleri hâzır idi. Cebrâîl “aleyhisselâm”, Peygamber efendimizi öne iterek, sen varken, başkası imâm olamaz, buyurdular. Cemâ’at ile namâz kıldılar. Oradan da yedi kat göklerigeçdiler. (Peygamber efendimizin Mekkeden Kudüse ruh ve beden beraber götürüldüğüne inanmıyan kâfir olur. Kudüsden de ruh ve beden yükseldi. Kudüsden itibâren sadece beden yükseldi diyen de bid'at ehli olur). Cenneti, Cehennemi, baş gözü ile gördü. Belli bir noktaya gelindi, orada Cebrâîl “aleyhisselâm” buradan öbür tarafa ben geçemem dedi. Oradan Refref ismindeki bir yaygıyla (Ka’be kavseyn, âyet-i kerîmede geçiyor) bilinmiyen, anlaşılamıyan bir şekilde Allahü teâlâyı gördü ve konuşdu. Tekrar geri getirildi. Geldiği zaman abdest aldığı leğendeki suyun hareketi durmamışdı buyruluyor. (Bu, zamanı ifâde için anlatılıyor). Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” efendimiz Mi’râcını anlatınca, inanmak isteyenler vaz geçtiler. Topluca hazret-i Ebû Bekr “radıyallahü teâlâ anh” hazretlerinin evine geldiler. Yâ Ebâ Bekr! Sen Kudüse defalarca gidip geldin. İyi bilirsin. Ne kadar zamânda gidilir ve gelinir dediler. Hazret-i Ebû Bekr: İyi bilirim. Bir ayda, dedi. Kâfirler ise: Tabii, akllı kimse böyle der, dediler. Ama senin adamın, bir gecede gidip geldiğini söyliyor, dediler. Hazret-i Ebû Bekr de, (O dedi ise, doğru söyledi).
Mekkeli müşrikler, (Vay canına, bunu amma büyülemiş) diyorlardı. Hazret-i Ebû Bekr “radıyallahü teâlâ anh” hazretleri hemen üzerini değiştirdi, koşarak geldi ve (Yâ Resûlallah! Mi’râcınız mubârek olsun! Zâtınızı görmekle gönlümüz, gözümüz bereketleniyor. Sürûra gark oluyor. İnandım. Anlat yâ Resûlallah!) dedi. Ve tereddüd hâlinde bulunanların kalbleri gitti geldi. Mü'minlerin kalbine birden kuvvet geldi. Mekkeli müşrikler baktılar ki başka çare yok: Mescid-i aksânın kaç penceresi, kaç kapısı var, söyle bakalım dediler. (Peygamber efendimiz “aleyhissalâtü vesselâm” bir yere gittiği zaman etrafına bakmazmış. Âdet-i şerîfeleri). O anda Cebrâîl “aleyhisselâm” hemen gözünün önüne getiriyor. [Televizyon ekranı gibi] görüyor ve söylüyorlar. Yolda bir kervan geliyordu, hatta bir deve ürkdü de. Öyle zân ediyorum ki, çarşamba Mekkeye ulaşır, buyurdular. Buyurdukları şekilde de geldi. Fırtına eser gibi bir şey olduğunu, bir devenin ürkdüğünü söylediler. Bunu da duydukları hâlde yine red etdiler.
İşte Mi'rac insan hayatında da dönüm noktasıdır. Peygamber efendimize bu gece beş vakt namaz emredilmiştir.
Bu gece çok istiğfar etmek, Kur'ân-ı kerîm okumak, kaza namazı kılmak, yarın oruc tutmak ve bunları vesîle ederek cenâb-ı Hakdan istemek, duâ etmek bir fırsatdır.
Cebrâîl “aleyhisselâm”: Ey âlemlerin sevgilisi! Allahü teâlâ sana selâm ediyor. Sana ve sana îmân edenlere hâzırlanan ni’metleri görmeni, seni inkâr edenlere hâzırlanan azâbları görmeni Rabbin murâd etdi. Ve bir anda Kâ’be-i muazzamaya geldi ve orada ameliyat oldu. Göğsü yarıldı. (Enes bin Mâlik hazretleri ameliyat izi olduğunu gördüm buyuruyor). Burak ismindeki hayvana binip, bir anda Kudüse geldiler. Orada daha önceki Peygamberin rûhâniyyetleri hâzır idi. Cebrâîl “aleyhisselâm”, Peygamber efendimizi öne iterek, sen varken, başkası imâm olamaz, buyurdular. Cemâ’at ile namâz kıldılar. Oradan da yedi kat göklerigeçdiler. (Peygamber efendimizin Mekkeden Kudüse ruh ve beden beraber götürüldüğüne inanmıyan kâfir olur. Kudüsden de ruh ve beden yükseldi. Kudüsden itibâren sadece beden yükseldi diyen de bid'at ehli olur). Cenneti, Cehennemi, baş gözü ile gördü. Belli bir noktaya gelindi, orada Cebrâîl “aleyhisselâm” buradan öbür tarafa ben geçemem dedi. Oradan Refref ismindeki bir yaygıyla (Ka’be kavseyn, âyet-i kerîmede geçiyor) bilinmiyen, anlaşılamıyan bir şekilde Allahü teâlâyı gördü ve konuşdu. Tekrar geri getirildi. Geldiği zaman abdest aldığı leğendeki suyun hareketi durmamışdı buyruluyor. (Bu, zamanı ifâde için anlatılıyor). Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” efendimiz Mi’râcını anlatınca, inanmak isteyenler vaz geçtiler. Topluca hazret-i Ebû Bekr “radıyallahü teâlâ anh” hazretlerinin evine geldiler. Yâ Ebâ Bekr! Sen Kudüse defalarca gidip geldin. İyi bilirsin. Ne kadar zamânda gidilir ve gelinir dediler. Hazret-i Ebû Bekr: İyi bilirim. Bir ayda, dedi. Kâfirler ise: Tabii, akllı kimse böyle der, dediler. Ama senin adamın, bir gecede gidip geldiğini söyliyor, dediler. Hazret-i Ebû Bekr de, (O dedi ise, doğru söyledi).
Mekkeli müşrikler, (Vay canına, bunu amma büyülemiş) diyorlardı. Hazret-i Ebû Bekr “radıyallahü teâlâ anh” hazretleri hemen üzerini değiştirdi, koşarak geldi ve (Yâ Resûlallah! Mi’râcınız mubârek olsun! Zâtınızı görmekle gönlümüz, gözümüz bereketleniyor. Sürûra gark oluyor. İnandım. Anlat yâ Resûlallah!) dedi. Ve tereddüd hâlinde bulunanların kalbleri gitti geldi. Mü'minlerin kalbine birden kuvvet geldi. Mekkeli müşrikler baktılar ki başka çare yok: Mescid-i aksânın kaç penceresi, kaç kapısı var, söyle bakalım dediler. (Peygamber efendimiz “aleyhissalâtü vesselâm” bir yere gittiği zaman etrafına bakmazmış. Âdet-i şerîfeleri). O anda Cebrâîl “aleyhisselâm” hemen gözünün önüne getiriyor. [Televizyon ekranı gibi] görüyor ve söylüyorlar. Yolda bir kervan geliyordu, hatta bir deve ürkdü de. Öyle zân ediyorum ki, çarşamba Mekkeye ulaşır, buyurdular. Buyurdukları şekilde de geldi. Fırtına eser gibi bir şey olduğunu, bir devenin ürkdüğünü söylediler. Bunu da duydukları hâlde yine red etdiler.
İşte Mi'rac insan hayatında da dönüm noktasıdır. Peygamber efendimize bu gece beş vakt namaz emredilmiştir.
Bu gece çok istiğfar etmek, Kur'ân-ı kerîm okumak, kaza namazı kılmak, yarın oruc tutmak ve bunları vesîle ederek cenâb-ı Hakdan istemek, duâ etmek bir fırsatdır.
2 Haz 2011
Kandil Tebriği : Regaib Kandili Hakkında
Regaib gecesi
Sual: Regaib gecesi ne zamandır? Bu geceye mahsus namaz var mı?
CEVAPReceb-i şerifin ilk Cuma gecesine Regaib gecesi denir. Bu gece yapılan dua red olmaz ve namaz, oruç, sadaka gibi ibadetlere, sayısız sevablar verilir.
Bu gece, Peygamber efendimizin babasının evlendiği gece değildir. Böyle söylemek yanlıştır. Resulullahın dokuz aydan önce dünyayı teşrif etmiş olduğunu bildirmek olur ki, bu da, noksanlık ve kusurdur. Her bakımdan, her insanın üstünde ve her bakımdan kusursuz olduğu gibi, Âmine validemizi nurlandırdığı zaman da, noksan ve kusurlu değildi. Bu zamanın noksan olması, tıp ilminde ayıp ve kusur sayılmaktadır.
Bu geceye mahsus bir namaz yoktur. Regaib gecesini ibadetle geçirmeli, kazası olan kaza namazı kılmalı! Kazası olmayan da nafile namaz kılar. Ayrıca Kur’an-ı kerim okumalı, tesbih çekip, tevbe istiğfar etmeli. Mübarek gecelerde ve her zaman, ilim öğrenmek çok faziletlidir. İlmihal bilgileri en kıymetli ilimdir. Perşembe günü oruç tutup gecesini de ihya etmek çok sevabdır. Receb ayında oruç tutmak faziletlidir. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:
(Receb ayında Allah’a çok istiğfar edin; çünkü Allahü teâlâ Receb ayının her vaktinde Cehennemden azat ettiği kulları vardır. Ayrıca Cennette öyle köşkleri vardır ki, ancak Receb ayında oruç tutanlar girer.) [Deylemi]
(Allahü teâlâ, Receb ayında oruç tutanları mağfiret eder.) [Gunye]
(Receb-i şerifin bir gün başında, bir gün ortasında ve bir gün de sonunda oruç tutana, Recebin hepsini tutmuş gibi sevap verilir.) [Miftah-ül-cenne]
(Ramazan ayı dışında Allah rızası için bir gün oruç tutan, iyi bir yarış atının bir asırda alacağı mesafe kadar Cehennemden uzaklaşır.) [Ebu Ya’la]
(Şu beş gecede yapılan dua geri çevrilmez: Regaib gecesi, Berat gecesi, Cuma gecesi, Ramazan bayramı ve Kurban bayramı gecesi.) [İ.Asakir]
(Receb büyük bir aydır. Allahü teâlâ bu ayda hasenatı kat kat eder. Receb ayında bir gün oruç tutan, bir yıl oruç tutmuş gibi sevaba kavuşur. 7 gün oruç tutana, Cehennem kapıları kapanır. 8 gün oruç tutana Cennetin 8 kapısı açılır. On gün oruç tutana, Allahü teâlâ istediğini verir. 15 gün oruç tutana, bir münadi, "Geçmiş günahların affoldu” der. Receb ayında Allahü teâlâ Nuh aleyhisselamı gemiye bindirdi ve o da, Receb ayını oruçlu geçirdi. Yanındakilere de oruç tutmalarını emretti.) [Taberani]
(Receb ayında, takva üzere bir gün oruç tutana, oruç tutulan günler dile gelip "Ya Rabbi onu mağfiret et" derler.) [Ebu Muhammed]
(Receb ayının ilk Cuma gecesini [Regaib gecesini] ihya edene, kabir azabı yapılmaz. Duaları kabul edilir. Yalnız, yedi kimsenin duası kabul olmaz: Faizci, Müslümanları aşağı gören, ana babasına eziyet eden, Müslüman olan ve dinin emirlerine uyan kocasını dinlemeyen kadın, çalgıcı, livata ve zina eden, beş vakit namazı kılmayan.) [S. Ebediyye] [Bunlar, bu günahlardan vaz geçmedikçe, tevbe etmedikçe, duaları kabul olmaz.]
Receb ayında yapılan dua kabul edilir, hatalar affedilir. Günah işleyenin cezası da kat kat olur.
Hazret-i Hüseyin (radıyallahü anh) anlatır:
“Kâbe’yi tavaf ederken yanık sesle Allahü teâlâya dua eden bir kimsenin sesini işittik. Babam bunu çağırmamı emretti. Güzel yüzlü temiz bir kimseydi. Ancak sağ tarafı felç olmuş, kurumuş, hareketsiz idi. Ona dedim ki:
− Sen kimsin, vaziyetin ne böyle?
− Menâzil bin Lâhık... Ben çalgı çalmakla, şarkı söylemekle şöhret salmış, Arabistan'ın artisti denilen ünlü bir kimseydim. Hep nefsin arzuları peşinde koştum. Recep ve Şaban aylarında bile bu günahlara devam ederdim. Salih babam, beni bu günahlardan kurtarmaya çalıştı. Bana, (Allahü teâlânın azabı şiddetlidir, bir anda kahredebilir. Kötü arkadaşlardan vazgeç, bu kötü işleri bırak! Melekler ve bu aylar senden şikayet ediyorlar) dedi. Nasihate hiç tahammülüm yoktu. Babamın üzerine yürüyüp, döverek susturdum. Üzüntülü ve kırık kalble, (Bu aylarda oruç tutar, geceleri ibadet ederim. Beytullaha gidip şerrinden korunmak için Allahü teâlâdan yardım dilerim) dedi.
Bir hafta oruç tutup Kâbe’ye giderek, (Ey Rabbim, mazlumların âhını yerde bırakmazsın. Bu ayda, bu mübarek yerlerde yapılan duaları reddetmezsin. Hakkımı oğlumdan al, onu felç et) diye dua etti. Henüz duası bitmeden sağ tarafım felç oldu. Bunu görenler, (Baba bedduasına uğramış kişi) derler.
− Baban bu haline ne dedi?
− Babamdan af ve özür diledim. Onun da babalık şefkati galip gelerek beni bağışladı. Beddua ettiği yerde, bu sefer şifa bulmam için hayır dua etmek üzere deve ile Beytullaha gelirken, devenin ürkmesi ile babam düşüp öldü. Şimdi çaresizim.
Babam Hazret-i Ali, bu gence dua etti. Recebde yaptığı bu dua bereketiyle Allahü teâlâ ona şifa ihsan eyledi.”
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
